KORONAVİRÜS VE KARANTİNA BİZE NELERİ HATIRLATIYOR, NELERİ UNUTTURUYOR?

İnsanlık, tarih boyunca çok sayıda salgına maruz kaldı. Hastalıklar dünyanın bir ucundan diğer ucuna yayıldı. Peki sadece hastalıklar mı yayıldı? Tabi ki hayır. Tarım yayıldı, şehirleşme yayıldı, endüstri yayıldı, teknoloji yayıldı. Bir yandan da öfke, nefret, korku, ötekileştirme, ayrım ve şiddet yayıldı. Dünyanın neresinde olursak olalım tüm insanlar birbirimize görünen ve görünmeyen bağlarla bağlıyız. Artık bunu fark etme, kabul etme ve buna göre hareket etme zamanı. Bugüne kadar nesillerden nesillere pek çok negatif aktardık DNA, kültür ve ortak bilinç aracılığıyla. Artık sevgiyi, saygıyı, barışı, güveni ve kabulü aktarmaya sıra geldi. İçimizdeki korkuyu sevgiye, öfkeyi neşeye dönüştürmenin yollarını bulalım.

Farklı şartlarda olsak da hepimiz aynı gemideyiz ve bizi taşıyan gemi de doğa (Dünya). Doğa tüm bolluğunu sevgiyle ve her an bize sunarken biz onu var etmeyi değil yok etmeyi seçtik mülkiyeti sadece insana ait sonsuz bir kaynak gibi düşünerek. Kendi gemimizi batırıyoruz. Doğaya saygı duyma, bilgeliğinden faydalanma, ondan beslendiğimiz gibi onu beslemek zamanı artık.

Farklılıkları, ekonomik şartları ve statülerimizi birlik ve iyilik üretmek yerine çoğunlukla kibir üretmek için kullanır olduk. Şimdi çoğumuz evlerimizde hayata devam edebiliyorsak sosyal statüsü, kazancı, mesleği ve vasıflarını bolca yargıladığımız insanlar sayesinde. Artık dünyevi ve spiritüel tüm kibirden arınma zamanı. Hepimiz insanız, eşit derecede değerliyiz. Dünya değişiyor ve hepimiz için değişiyor. Her birimiz bu değişimin parçası olma hakkına sahibiz.

Kendimizden uzaklaşmış, mevki, kazanç ve tüketime sarılmış yaşıyorduk. Hayatlarımız ve zihinlerimiz o kadar kalabalıklaşmıştı ki kendimize alan kalmamıştı. Şimdilerde  karantina düşüncelerimizi, duygularımızı, iletişimimizi, giysilerimizi, tüketimimizi, yani hayatlarımızı sadeleştiriyor. Bağımlısı olduğumuz pek çok şey olmadan da yaşayabiliyormuşuz meğer. başkalarından beklediğimiz çoğu şeyi kendimiz de üretebiliyormuşuz. Kendimize yetmeyi hatırlıyoruz yeniden. Dört duvar arasında kendimizle baş başayız ve genelde başkalarına sorduğumuz soruları kendimize sormaya başladık: “Sen gerçekten kimsin? Neye ihtiyacın var? Senin için ne yapabilirim?”. Kendimizi fark etmeye, tanımaya ve anlamaya başladık. 

Hem bireysel hem de toplumsal anlamda yeni bir sistem üretebilmek için hep eskisinin çökmesine ihtiyaç duyduk. Çöküşler, zordur, sancılıdır, iz bırakır. Artık bir şeyleri tüketmeden üretebilmeyi seçme zamanı.  Şu an pek çok işleyiş değişmekte. İlk akla gelen örnekler, beyaz yakalının çalışma şartları, eğitim, para, iletişim vs. Bu değişimin kalıcı olup olmayacağını, ne yöne gideceğini zaman gösterecek. Biz de bu süreçte içimizdeki ve dışımızdaki yozlaşmış, zamanını doldurmuş tüm işleyişler ve anlamları fark edip zarafetle dönüştürmeyi deneyelim. Artık hangi duyguları, hangi yaşanmışlıkların yüklerini daha fazla taşımaya ihtiyacımız yok ise hepsiyle helalleşip vedalaşabiliriz.               

Şimdi ve her zaman sevgimizle, dualarımızla, iyi niyetlerimizle kendimizi ve tüm dünyayı kucaklayalım..

Sevgi ve şifayla kalın.

Yaşamda bize ışık ve şifa olan bu yolda, ihtiyacı olanların yolunu aydınlatabilmek, öğrenmek ve öğretmek niyetiyle ilerliyoruz. Şükürler olsun...
Sosyal Medya
© 2018 Seda Nergis. All rights reserved.